PAYLAŞTIKÇA KEYİF ALIYORUZ..

  • RSS
  • Delicious
  • Facebook
  • Twitter
  • HAYAT BİR ÇOCUĞA NASIL ANLATILMALI

    Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, 'Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım: Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı 'insan yetiştirmek' olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın. Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını... Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden 'neden ben değil de o?' demeden... ...

  • TRABZONSPOR'UN REKORU İNGİLİZ THE GUARDIAN GAZETESİNDE

    İngiliz The Guardian gazetesinde, James Robeson imzasıyla çıkan 'deplasmanda takımına en fazla destek verilen maçlar' isimli bir makale kaleme aldı. Robeson, Trabzonspor'un, İBB maçı için Olimpiyat Stadı'na 61 bin Trabzonspor taraftarını getirmeye başararak bu konuda önemli bir başarı sağladığını belirtti. 2007 yılında Dortmund'un Westfalen Stadı'nda oynanan Dortmund-Schalke maçında ise rakip takımın tribünlerinde 81 bin 780 Schalke taraftarı olduğu bildirildi. Benfica'nın Lille ile Paris'teki Stade De France'da oynadığı Avrupa Kupası maçına ise 40 bin Benfica taraftarının gittiği bunun da farklı bir rekor olduğu belirtildi. 1976'da Brezilya'da oynanan maçta ise 146 bin kişilik Maracana Stadı'na yaklaşık 80 bin Corinthiants taraftarı geldiği ve ev sahibi Fluminense taraftarından fazla olan bu rakamın Guiness için rekor olarak kabul edildiği de yazıda ortaya çıkan bir detaydı. Kaynak:Trabzonunsesi

  • Nam ullamcorper iaculis erat eget suscipit.

    Etiam ultrices felis sed ante tincidunt pharetra. Morbi sit amet orci at lorem tincidunt viverra. Donec varius posuere leo et iaculis. Pellentesque ultricies, ante at dignissim rutrum, nisi enim tempor leo, id iaculis sapien risus quis neque. Ut sed mauris sit amet eros tincidunt adipiscing eu vitae lectus. Class aptent taciti sociosqu ad litora torquent per conubia nostra, per inceptos ...

Twitter

ARKADAŞLAR BLOG YAPIMINDA SİZE YARDIMCI OLACAK EKLENTİLER VE AYRICA PC NİZE GEREKLİ OLAN PROGRAMLAR BU BLOGTA



http://indirseyret.blogspot.com/


KIRIM-KONGO KANAMAL ATEŞLİ HASTALIĞINDA KENEDEN KURTULMA YÖNTEMİ

ACID FACTORY




ALPHA ATTACK




TINY COMBAT2

HAZAR KENT MOBİLYALARI

BİZİM İŞİMİZ;


Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza sağlıklı ve güvenli oyun alanları yaratmak ve bizimle alışveriş yapanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamaktır.

Bu amaçla;

Kent mobilyaları sektöründe deneyimli ve konusunda uzman ekiplerle çalışan firmamız kalite, sağlamlık,estetik ilkelerini esas alarak hizmet vermektedir.
Emniyet ve güvenlik esaslarını ön planda tutarak TS-EN 1176 1-2-3-4-5-6-7 belgeleriyle üretim yapan firmamız, tüm ürünlerinde imalat hatalarına karşı 1 yıl yedek parça garantisi vermektedir.
Firmamızın hizmetleri arasında çocuk oyun parkları, çocuk oyun elemanları, oturma bankları, çöp kovaları, aydınlatma direkleri, otobüs durakları, pergole ve kamelyalar, kültür fizik ve spor sahaları bulunmaktadır.
Faaliyet alanlarımız içerisindeki ihtiyaç ve istekleriniz, firmamız tarafından projelendirilerek uygun şartlarda üretilip yerine montajı yapılarak teslim edilmektedir.
Tüm ürünlerimizde elektrostatik fırın boya kullanılmakta olup talebe göre renk seçeneklerimiz mevcuttur.
Her yıl dünyada yüzbinlerce çocuğun oyun elemanlarından yaralandığını, onlarca çocuğun bu yüzden hayata veda ettiğini düşünecek olursak firmamızın ürettiği oyun gruplarının dünya standartlarına uygun TS-EN 1176 1-2-3-4-5-6-7 belgeleriyle emniyet ve güvenlik donanımlı olması tercih sebebidir.
Modern şehirciliğin vazgeçilmez unsurları olan kent mobilyaları ihtiyaçlarınızda buluşarak modern şehirler yaratmak en büyük arzumuzdur.
Önce kalite, emniyet ve güvenlik politikamızdan taviz vermeden değerli siparişlerinizde buluşmak ümidiyle....

ürünlerimizden bazıları



ÇÖP KOVALARIAYDINLATMA DİREKLERİOTURMA BANKLARIOTOBÜS DURAKLARIÇOCUK OYUN ELEMANLARIÇOCUK OYUN PARKLARIPERGOLE VE KAMELYALARKÜLTÜR FİZİK VE SPOR SAHALARI

>: Siz hala uyumaya devam edin... Vatan evlatları gitti, gidiyor!!!!!!!
>
>
>Siz hala futbolla yatıp kalkın.
>**ASELSAN'DAKİ SIR ÇÖZÜLDÜ ( 3 intiharın sırrı )**
>Bundan bir kaç yıl öncesine kadar F-16 üretim merkezi TAI de uçakların
>dost-düşman tanımlamasını yapan elektronik sistemi, bir tane dahi Türk
>mühendisin bile giremediği bir bölümde üretiliyordu. * *Bu sistem Türk F-16
>sının bir uçak ile karşılaştığında karşıdakinin dost mu düşman mı olduğunu
>pilota iletiyordu. Yalnız burada bir sorun vardı.Bir Türk F-16 sı stratejik
>kadim dostlarımızdan (!) ABD, İngiliz veya Yunan uçaklarından biri ile
>karşılaştığında onları DOST görüyordu. Bu da bir savaş halinde Bu kadim
>dostlarımızın (!) bizi sinek avlar gibi avlayabilmesi anlamını taşıyordu.
>ASELSAN mühendisleri 6 ay gibi kısa bir sürede ABD tarafından bize güdülen
>bu uçak tanıma
>sisteminin hakimiyetini lehimize çevirmeyi başardı. ABD'nin yıllarca
>çalışarak kurduğu tezgah, dahi Türk mühendisleri tarafından kısa bir
>zamanda
>bertaraf edilmişti.
>
>**Peki dahi mühendislerimiz şimdi ne ile uğraşıyorlardı?**Kadim dostumuz
>(!)
>ABD, sadece uçak tanıma sistemini elinde tutma kozunu elinde
>bulundurmuyordu. Bundan daha vahim ve önemli bir kozu var:* *ABD, herhangi
>bir savaş veya askeri operasyon sırasında ABD tarafından satılmış veya
>modernize edilmiş elektronik sisteme sahip uçak,helikopter,tank, zırhlı
>birlikler, izleme sistemleri gibi hayati araçları **UYDUSUNDAN VERDİĞİ BİR
>EMİR İLE SAF DIŞI BIRAKABİLİYOR.* *Yani, kendi yaptığı bu elektronik
>sistemler istendiği anda uzaktan kumanda misali uydulardan kontrol
>edilebiliyor. Bu Türk Ordusunun savaş başlamadan yenilgisi anlamına
>geliyor.
>**İşte 3 dahi mühendisin katlinin nedeni :**ASELSAN mühendisleri, uçak
>tanıma sistemlerinin MİLLİLEŞTİRİLMESİ konusundaki başarısından sonra,
>benzer bir başarıyı bu ABD güdümlü elektronik sistemlerinin kontrol dışı
>bırakılması, uydu müdahalesini bertaraf edecek yeni elektronik sistemlerin
>geliştirilerek silahlı gücümüzün MİLLİLEŞTİRİLMESİ için çalışıyorlardı.
>Bunlardan 3 gencimiz kadim dostumuz (!) tarafından ŞEHİT edildi. **Dostumuz
>bu sistemi EŞREF BİTLİS PAŞA'NIN ŞEHİT EDİLMESİNDE DE içinde bulunduğu
>helikopterde kullanmıştı.
>**Uyumaya devam etmek isteyenler, UYUMAYA DEVAM EDİN!**
>
>
>
>
>
>*Tarih: 7 Ağustos 2006*
>*Yer: Pursaklar-Ayancık Yolu(Ankara)* Aselsan'da çok önemli projolere imza
>atan 31 yaşındaki makine mühendisi Hüseyin Başbilen bir aracın içinde ölü
>bulunuyor. ODTÜ mezunu mühendisin sol el bileğinde ve boynunda kesik izleri
>var. Otopsi sonucu "intihar etmiştir"deniliyor.
>
>*Tarih: 16 Ocak 2007*
>*Yer: Gölbaşı(Ankara)* Aselsan'da çalışan ODTÜ mezunu elektrik mühendisi 30
>yaşındaki Ali Ünsem Ünal aracının içinde tabancayla intihar ediyor.3 yıldır
>Aselsan'da çalışan mühendis ölüyor.
>
>*Tarih: 26 Ocak 2007*
>*Yer: Batıkent(Ankara)* 26 yaşındaki ODTÜ mezunu elektrik mühendisi Evrim
>Yançeken evinde intihar ediyor. 2 yıldır ASELSAN'da görev yapan 26
>yaşındaki
>Evrim Yançeken, 7. kattaki evinin pencerisinden atlıyor. Genç mühendis
>ölüyor.
>
>Yüksek lisans yapan genç mühendisin, uzun süredir tez için çalıştığı ve bu
>nedenle psikolojisinin bozulduğu iddia edildi. Bir de intihar notu
>bırakmış:
>"Artık *dayanamıyorum. Psikolojim çok bozuldu. Yüksek lisans tezimle ilgili
>büyük sıkıntılar yaşıyorum. İntiharımdan kimse sorumlu değil. Ailemin
>üzülmesini istemiyorum.* ***7 Ağustos'taki ilk intiharda şüpheler vardı.
>Mühendis Hüseyin Başbilen'in vücudundaki kesikler için "kendi yaptı" dendi.
>
>***Gölbaşı'ndaki 2. intihar da mühendis Ali Ünsem Ünal,aracının içinde
>başından vurulmuş bulundu. "İntihar etti" dendi.
>
>***Batıkent'teki 3. intiharda ise Evrim Yançeken intihar notunu yazıp 7.
>kattan kendini attı.
>Dikkat ederseniz 3 ölüm de farklı biçimde gerçekleşiyor. 3 farklı intihar
>metodunu uyguluyor mühendisler. İntiharlar son 6 aya sıkışmış. İlginç.
>Aselsan, TSK'nın dışa bağımlılığını azaltmak için kurulmuş bir şirket. En
>önemli özelliği aviyonik bakımından bunu büyük ölçüde başarmış olması. Bu
>aviyonik meselesi çok önemli. 650 milyon dolara F-16'larımızı ABD modernize
>edecek ya, işte o uçaklarda bizimkilerin yapamadığı tek şey aviyonik
>sistemler. Dışa bağımlılık o yüzden. Türkiye'nin en parlak üniversitesinden
>mezun olmuş 3 parlak mühendis. Türkiye'nin en parlak kuruluşlarından
>birinde
>iş buluyorlar. Türkiye standartlarına göre hayli iyi maaş alıyorlar. Ve
>"yüksek lisans tezi sıkıntısı" onları intihara sürüklüyor. Yüksek lisans
>neden yapılır? Daha iyi maaş, daha iyi mevkii için. Adam zaten 26 yaşında
>bunu başarmış. Diğerleri de...
>
>Aselsan'ın internet sayfasına giriyorum,intiharlarla ilgili tek açıklama
>yok. Türkiye'nin en gözde kurumunun 3 mühendisi intihar ediyor, herkes
>"sus-pus". Ölenler Aselsan'ın çalışanı değil yalnızca, Bu ülkenin
>yetiştirdiği beyinler, Olay sadece "ruhsal sıkıntı" ise, ilk intiharın
>ardından çalışanlarına yönelik tedbir almayan Aselsan yönetimi yine kusurlu
>sayılır. Türkiye'nin en gözde mühendisleri bu ölümleri görünce Aselsan'da
>çalışmak ister mi? Kurum, adeta içine kapanarak kendi bacağına kurşun
>sıkmış
>olmuyor mu? Yanıtı gizlidir ama yine soralım: Bu mühendisler hangi proje
>üzeride çalışıyorlardı? Geleceklerini garanti altına almış 3 kişinin ard
>arda intihar etmesini "yüksek lisans" notu açıklamaya yetmiyor.
>
>*HERGÜN ZEVK İÇİN GÖNDERDİĞİNİZ BİR SÜRÜ MAİLDEN BİRİNİN YERİNE BU HABERİ
>BİRİLERİNE GÖNDERİRSENİZ, BELKİ DE MEMLEKETİMİZİN YETİŞTİRMİŞ OLDUĞU BU
>GENÇLERİN HESABI SORULUR. SORULMASA DA BİZ ONLARA KARŞI GÖREVİMİZİ YAPMIŞ OLURUZ. LÜTFEN İLETEBİLDİĞİNİZ KADAR ÇOK KİŞİYE İLETİN BU MESAJI...

Birinci Dunya Savasi'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir dustu. Bu askerlerden bir kismi da Misir'in Iskenderiye sehri yakinlarinda bulunan Seydibesir Usare Kampi'na hapsedildi.

Kampin tam adi,'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampi' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir dusen 16. Tumen'in 48. Alayi'na bagli Osmanli askerleri tutuluyordu.

12Haziran 1920'ye kadar iki yil boyunca her turlu iskence, eziyet, agir hakaret ve asagilamaya maruz kaldilar.Bu insanlik disi muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...Kamptaki, Turkce bilen Ermeni tercumanlarin yalan, yanlis cevirileri ve kiskirtmalari nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanlari, azili Turk dusmani kesilmislerdi. Savas bitmisti. Ancak, kamptaki agir kosullar nedeniyle olenler disindaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in isine gelmiyordu. Cunku, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karsilarina cikabilecekleri, Ermeniler tarafindan, Ingilizlerin beyinlerine islenmisti. Cozum toplu katliamdi...

Askerlerimiz, mikrop kirma bahanesiyle, sungu zoruyla dezenfekte havuzlarina sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katilmisti. Mehmetcik, daha ayagini soktugunda, asiri krizol maddesi nedeniyle haslaniyorlardi. Ancak Ingiliz askerleri dipcik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan cikmalarina izin vermiyorlardi.Mehmetcikler, bele kadar gelen suya baslarini sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ates etmeye basladi. Askerlerimiz, olmemek icin comelerek baslarini suya soktular. Ancak basini sudan kaldiran artik goremiyordu. Cunku gozler yanmisti... Disari cikanlarin halini goren siradaki askerlerimizin direnisleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kor oldu. Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de gorusuldu. Milletvekilleri Faik ve Seref beyler bir onerge vererek, Misir'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladinin gozlerinin kor edildigini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutani ve askerlerinin cezalandirilmasi icin TBMM'nin tesebbuse gecmesini istediler.

Tabiiki yeni kurulan devletin bin turlu sorunu vardi. Bu hesap sorma iside unutuldu gitti.Ama onlar unutmuyorlar...Kendi ihanetlerini bile soykirim ambalajina sarip, dunya kamuoyuna sunuyorlar. En uzucu olani da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarina canak tutmasi...

SEHITLERIMIZE SAYGINIZ VARSA 3 dakikanizi almaz bu haberi arkadaslariniza gondermek.ERMENILER SOYKIRIM YAPILDI DIYE DUNYAYI AYAGA KALDIRIYOR BIZIM TARIHIMIZDEN HABERIMIZ YOK.

geçenlerde eşraftan cemal efendu peni ziyaret etti. hoca efendi dedi, bizim deli asiye'yi tanirsin, bu kizcağiz koyün orta yerinde götü başı açık gezer, günün hangi vakti hangi finduklukdadir bilenimiz yoktur, kahvenin önünden geçti mi bütün biyuği terlememiş gençler iç geçirip deli asiye'nin peşinden bakar. ee cemal efendi, sonra, sonrasi hoca efendi bakarsin gençlerden biruyle başimiza bir iş geçer, testi kirilmadan bu işin hal çaresine baksak eee cemal efendi nedir bunun çaresi, çaresi hoca efendi, jandarma bunlari toplayip bakirköy'e yolluyormuş, şu bizim köyden gitsin de başimizi belaya sokmadan hayirlisiyla, nereye giderse gitsin.

cemal efendinin derdi bu. allah'un bir hikmetdir diye yolladiği zavallicik deliyi köyden atacak. niye cemal efendi, deli asiye'nin götü başi açikmuş, gençlerin niyetini bozaymiş e ne yapacuk, deliyi kovacuk çözüm bu. ey müminler, lafumu iyi dinleyin, bu niyet nasil niyettir ki, bir deli asiye kahvenin önünden geçmeyle bu niyet bozulur.

habu deli asiye'yi evimize alsak, üstünü başuni giydirsek demiy de, deliyi köyden kovalum. bu deliyi köyden kovmasina kovariz, ama allah'in işi belli olur mu, yollar başka deliler. habu memlekette deli mi araysin.

sayun cemaat aklunuzu başunuza alun, allah'un mazlum, garip delilerini köyden, şehirden kovarak bu iş düzelmez. bir deli senin ahlakunu namusuni bozacaksa senin ahlakunun icine muhtarun köpeki sicsun. ey cemal efendi, gör namusumuz, ahlağumuz ne hale geldi, götü basu acuk bir deli bozayi oni. millet isini gücünü kovmanin fetvasini gelmiş, ofli hoca'dan alacaklar, olacak iş mi cemaat, bana sorarsan, ben bu köyden cemal efendiyi kovarim, derum ki, cek git ula, ne zaman hau niyetini temizlersen o zaman gelürsin.

bu müslümanlarun isine benim aklim yetismiy daha sü.. bayan usaklara yaz ayi geldi mi bizim sari müezzin ders verur. cemaata da haber salaruk usaklari gönderin allah'un kitabini ögrensunler.

" uslu durun kadunlar, sira size de gelecek, konudan konuya atlayrum, size de atlayacagum

bir gün erken vakit camiye geldim, bizim sari usaklari basina toplamis anlatiy: böyle günah yaparsanuz yetmis bin sene yanacaksunuz böyle sevap yaparsanuz yetmis bin huri gelecekmis bilmem kacyüz tane tugba agaci, bunlari teker teker sayayi. dayanamadim, yeter kardasum dedum, yetmis bin huriyi hamsi gibi kasaya dizsen üc kamyon almaz, usagim birazcuk dikkatli ol, habu usaklara müslümanluk mu ögretecesun, yoksa amcan topal haydar gibi toptanci tüccar mi yapacasun, nedur yetmisbinden asagi düsmeysin, kurban oldugum allah isini gücüni birakti da sana yetmisbin kisilik huriler ordusi mi hazirlay, bir tane topal kariyla habu hayati nasil yasadun ula, insanda birazcuk kanaat olacak, kanaat etmesini bilmeyen habule sayulari karistirir.



ne zaman gelsem habu camiye sadirvanin yanunda güya abdest alayi, otirmis, gelenle gecenle konisiy, ayak parmacuklarini ovalay, ula usugum, halilarin üstü tozdan yosun tutmus, bir kere de eline süpürge al, su allah’in evini bir temizle, gel birlikte yapalum, yok, üsteluk utanmaz, bir huri neyine yetmez senin, yetmis bin huriyle icten ice pazarluk yapay, karsidan gören de der ki ne mülayim adam, bu ne demektir, ula insan dua ederken der ki, cennetin bir kösesinde bir hasurcugun bir kenarunda söyle cömelecek kadar bir yer bana yeter, demiyor da. yetmisbin huri, bilmem kac bin gilmanin pesinde bizim sari, ula sari, ezana bütün camilerden sonra baslarsin, bütün camilerden önce bitirirsin, ama sadirvanin önünde ayaklarini kasimaya basladin mi konis da konis, demek yetmisbin huri, kurban oldugum allah isini bilir, sana orada yetmisbini de topal hurileri verecek ki, benim de yüregim serinlesin


ey müstüman! lafumi iyi dinle, sakin ola ki bizim sari müezzin gibi, allah'un kitabuni toplamayla cikarmayla usagunuza ögretmeyin, deyün ki usaklariniza, top isteyene top verecek, araba isteyene araba, gerüsine karismayin, daha yasi ermemis usacuklarin aklina da sakin ola ki hurileri sokmayin, cocuk akilidir döner der ki, bubacugum huri dedugun nedur, kime benzer, o zaman ne cevap verür, ne bok yersün. bu hatalari biz de yaptuk genclugumuzda, aklima geldukce gülerim, namazi bile fesata sokmusumdur bizim hanumun habu lafuna. benum kiz cocugum daha bes yasindadur, kucagima almis, seviyrim oni, habu bizim sari müezzin gibi cahul zamanlarumuzun cahul laflarini ediyrim, bizim hanum sinirli sinirli usagu kucagumdan aldi, "dinleme babani kizim, orasi bizim cennetumuz deguldur, orasi babanin cennetidir, birakta kendi kendine eglensun " gene de gülerim bu lafa, simdi sana sorayrim sari, senün niyetini anladuk, yetmisbinden asagu düsmeyeceksün, bir de hanumuna soralim, onin gönlünde acaba kacyüz bin var?


bu hocalar öldürecek beni yahu cemaat, daraliyrim, da, bir de utanmadan vaazlarini teyiplere okirlar, arada bir yatanlar bayilanlar, bir rezüllüktür gidiy, akullarunca kadunlara islam'i anlaturlar, bunlari dinledükce zay sanarsunuz ki birileri bana iskence yapar, derler ki, kadun kismi niye kulaklaruna ellerini getürüp tekbir almaz, nicün olacakmis, koltukaltlari görünmesin diye, sonra laf dönüp dolasip, ey mümin kadunlar bu yüzden carsaf giyecesünüz, baskasi günahtur, bütün osmanli'nin alimi düsünmis tasinmis buna karar vermis, yoksa kadunlar böyle yanacakmis, söyle yanacakmis, bitmedi sayun cemaat kadun kismi erkegüne danusmadan kapuya gelen kimseyle konusmayacak, görüsmeyecek, ona bir sey vermeyecek, ondan bir sey almayacak, sonracuma efendüm, kadun kismi pazara, panayira, magazaya kocasundan izinsiz cikmayacak, yolda kazayla bir erkekle göz göze gelmeyecek, gelürse de kim olursa merabalasmayacak yahu cemaat nesini anlatayim, bunlarun cani iskence yapmak ister la kardasum, derdün budur da nicin alursun kari, kari dedügünün agzi vardir, koli vardur, ayaklari vardur, nicin ula

nicün olacak iskence yapmak icün

-bak usagum, oturdugun yerden hallenme öyle, bir derdün varsa söyle, nicün alurlar bilir müsün, bilmezsün, o halde dinle lafun sonini

ey cemaat nicün alurlar, bakarlar ki, bu müslümanluk bize cok zor gelür becerüp yapamazuk oni, ama alursak bir kari, onin cani nedür ki, basina vura vura müslümanlugun olup olmayan, kulaktan dolma ne kadar sarti var hepsüni yaptururuk onlara

yani bu müslümanlugu kendülerinin yapacaklari yok, karilarina yapturmak isterler

böyle müslümanluk mu olur, bir cümlelük vaaz verür, yarum saat cehennemü anlatur, islam'un sartlaruni saydu mi, kendüninkileri birakir baslar karilarinkini saymaya

YAHU ÇOK KOMİK AŞAĞI LİNKİ TIKLAYIN BAKIN

TIKLAYIN BAKIN :))

KADEH TOKUŞTURMAK BİR DÜNYA GELENEĞİMİDİR

Neden kadeh tokuşturulur. Bu bir dünya geleneği midir?
Soru: Zafer Karakuş

Sevgili Zafer bey. Söze başlarken sitemizde yayınlanmış olan Gökhan Özkan beyin “Kadeh Tokuşturma Âdâbı” başlıklı yazısına değinmek istiyorum. Gökhan bey bu güzel yazısında bakın neler söylüyor: “… Dün gece yine dostlarla rakı içerken birisi kadeh tokuşma âdâbıyla ilgili bir konu açtı. Bilirsiniz kimisi kadehleri değil elleri tokuşturur, “Can Cana” manasına (aslında fena fikir de değil, şangur şungur bir sürü ses çıkmıyor), kimileri birbirlerinin kadehinin altına vuracağım diye yarışır; kadehini diğer kadehin altına vurmak, karşısındaki insana saygı duyduğunu belirtmektir ya da yaşça küçüklerin büyüğüne saygı olarak yaptıkları harekettir. Sonra bir de kadehleri tokuşturup, “Şerefe” deyip kadehi masaya vurmak vardır. Bu da “Şerefim üzerine yemin ederim ki, bu masada konuşulanlar bu masada kalacaktır” anlamına. Yine aynı şekilde kadehin masaya vurulması, bu akşam bu masada olmayan dostların şerefine anlamına gelmekte(imiş).”

Gökhan beyin bu güzel yazısının altında onlarca ama onlarca yorum yer alıyor. Yazıyı okuduktan sonra söz konusu yorumları da okumanızı isterim. Böylece konu hakkında daha geniş bilgiye sahip olabilirsiniz.

“Kadeh tokuşturmak bir dünya geleneği midir?” sorunuzu gelince. Batı dünyasında genellikle kadehler havaya kaldırılarak kutlamalar yapılır, bizim kültürümüzde olduğu gibi kadeh tokuşturulmaz pek. Nadiren uygulanır bu gelenek. Bizim içki kültürümüzde ise, çok değişik anlamları vardır. Yukarıda “Can Cana” tabirinden söz ediliyor, bu güzel kutlamanın gerçek anlamına girebilmemiz için özellikle Bektaşi ayinlerini çok iyi ve dikkatlice araştırmamız gerekir. Rintleri ve Kalenderleri de… Bu çok kapsamlı bir konudur. Bu nedenle önümüzdeki yazılarımın birinde konuyla ilgili bilebildiğim doğruları sizlerle paylaşacağım.

Benim görüşüme göre, beş duyu organımızla ilgili bir konudur bu. Gözümüzle kadehteki içkinin renginin güzelliğini seyrederiz, burnumuzla onun inanılmaz kokusunu koklarız, dilimiz ve damağımızla onun enfes lezzetini tadarız, elimizle onun o sıcacık varlığına dokunuruz, kulağımızla da dostluklara, mutluluklara kaldırılan kadehlerin sesini duyarız. Bu beş duyu sayesinde dostlarla dostlukları pekiştirir, onlarla kaynaşırız. Kimi zaman coşkuları, kimi zaman başarıları, kimi zaman da zaferleri paylaşırız kadehlerimizi kaldırarak. Kimi zaman sevinç, kimi zaman hasret, kimi zaman da özlem duygularımızla yaparız bunu. Ve pek tabii ki “Barış” uğruna da… Bana göre en anlamlısı da budur. Bu konuda sizinle güzel bir anımı paylaşmak isterim.

1974 yılı Temmuz ayında Moritanya Devlet Başkanı Daddah ülkemizi ziyarete gelmişti. Dönemin Dışişleri Bakanı merhum Turan Güneş, Ekselans Daddah onuruna Şale Köşkü’nün Mavi Salonu’nda bir diplomatik ziyafet veriyordu. Kendilerinin servisiyle de ben ilgileniyordum. Turan Güneş ziyafetin sonunda yapmış olduğu konuşmasında, “Sayın Başkan, Birleşmiş Milletler Konferans’ında yapmış olduğu bir konuşma sırasında, Moritanya’da suyun şampanyadan çok daha değerli olduğunu söylemişlerdi. Bu yüzdendir ki, su kadehimi şerefinize kaldırıyorum” diye başlamış ve iki ülke arasındaki dostluğu bir yudum suyla pekiştirmişti. Şunun altını özellikle çizmek isterim ki, kaldırılan kadehteki içki pek önemli değildir, yeter ki o kadeh barış ve dostluğun şerefine kaldırılsın, kaldırılabilsin.

Bizler kadeh kaldırırken ‘Şerefinize’ diyoruz, bakın diğer ülkeler ne diyorlar:

ABD: Happy Days, Good Health, Here’s How, Bottom’s Up, Here’s to your
Almanya: Prosit
Arjantin: Salud
Avustralya : Cheers
Belçika : A votre sante
Brezilya : Viva
Çin : Kong Chien
Çekoslovakya : Ne Zdar
Danimarka : Skol
Filistin : Lehayim
Finlandiya : Kippis
Fransa : A votre sante
Hawai : Hauoli Maoli Oe
Hollanda : Gezondheid
İngiltere : Cheerio, Cheers
İrlanda : Slainte
İskoçya : Here’s Tae Ye
İspanya : Salud
İsrail : Lehayim
İsveç : Skol, Skal
İsviçre : A votre sante, Prosit
İtalya : A la salute
Japonya : Benzai
Kanada : Happy days
Küba : Salud
Macaristan : Kedves Ejeszejera
Meksika : Salud
Mısır : Fi-Sihatdak
Norveç : Skaal
Panama : Salud
Polonya : Na Zdrowie
Portekiz : A Vossa Saude
Romanya : Noroc
Rusya : Nazdrovye, Za Vacha Zdorovye
Şili : Salud
Yunanistan : İs Yghian

Diğer ülkelerde böyle deniliyormuş, ama ben kadehimi sizin şerefinize kaldırıyorum. Dostluğa ve güzelliğe diyerek… Yarasın!..

BİLGİLERİNDEN DOLAYI http://www.buyukkeyif.com/ A TEŞEKKÜR EDERİZ..



EXPORT İLE YENİ RAKI ARASINDAKİ FARK

Export Yeni Rakı ile klâsik Yeni Rakı arasında karakteristik özellikler bakımından hiçbir fark yoktur. Her ikisi de aynı kazandan çekiliyor ve otomasyon sistemiyle standardize ediliyor. Sadece piyasaya sunumunda farklılıklar vardır. Değişik ülkelere ihraç edilen Yeni Rakı’ların etiketindeki bilgiler o ülkenin dilinde yazılıyor. O dilde söz konusu rakı hakkında bilgiler veriliyor. İsveç’te zor bulunmasının sebebi de ülkemizde alkollü içkiler üzerinde uygulanan “ÖTV”den kaynaklanıyor. Özel Tüketim Vergisi bu… Bu verginin çok yüksek oluşu sebebiyle maliyetler artıyor, bu nedenle ihraç imkânları da daralıyor. Siz de gayet iyi bilirsiniz ki yabancı ülkelerde alkollü içki fiyatları bizimkilerine oranla daha düşüktür. Şayet geleneksel rakımızı “Milli İçki”miz olarak kabul ettirebilirsek, bu ihraç güçlüklerimiz ortadan kalkacak, Milli İçki’miz da Dünya İçki Piyasası’ndaki layık olduğu yere oturacaktır. Bunu için biraz sabırlı olmamız gerekir, ama aynı zamanda da çok çalışmamız gerekir.

“Biz burada rakı âdâbı ve rakı nedir sorusunu yabancı insanlara anlatmakta zorlanıyoruz” diyorsunuz. Yabancı dilde yazılmış bütün İçki Ansiklopedileri’nde sadece Yeni Rakı yer alır, söz konusu rakı hakkında da pek az bilgi verilir. Rakı kültürümüz konusunda, hele hele rakı sofralarımızın gelenek ve görenekleri, jargonu ve ritüelinden hiç söz edilmez . Oysaki şarap, viski, rom, tekila, cin, votka vs. gibi içkiler hakkında yüzlerce ama yüzlerce kitap bulabilirsiniz her ülkede. Bu bapta benim kaleme aldığım on iki kitabım var. Bunları kaleme alırken yaşadığım zorlukların belki de on mislini, hatta yüz mislini basımı sırasında yaşadım. İnanın ki bir başka ülkede aynı zorlukları yaşamazdım hiç. Ama şikâyetçi değilim, bir gün mutlaka anlaşılacak benim çabalarım. Yarım asrı geçen meslek hayatım süresince hep, “İçki kültürü arttıkça, tüketim oranı düşer, ancak tüketici oranı da artar” diye haykırmışımdır. Önemli olan kişi başına düşen tüketim oranı düşürülmesi ise, bunun yegâne yolu budur. Şuna kesinlikle inanmanızı isterim ki, bu dünyanın her ülkesi için geçerlidir. Bunun aksine savunanlarla her platforma tartışmaya hazırım. Bu sadece ülkemiz için değil, her ülke temsilcisiyle her platformda bunu tartışabilirim. Ve ben haklı çıkarım. Bu görüşümün aksi düşünülemez asla, çünkü doğru düşüncedir bu.

Bakın, “Yaz aylarında turistleri rakı ve bira gibi anlamsız birlikteliğe alıştırmışlar” diyorsunuz. Bu tür davranışlar rakı kültürü eksikliğinden, yoksunluğundan kaynaklanır. Bu birliktelikten iğrenç bir içki çıkar ortaya. Bira belki bazı içkilere eşlik edebilir, ama rakıya asla. Ancak, rakı sofralarının finalinde, yani rakının sahneden çekildiği anda buz gibi bir birayla rakıya cila çekilebilir. Buna varım, ama her ortamda değil. Ve ayrıca bu herkesin damağına ve zevkine de uymayabilir. Her şeyin yolu vardır, yordamı vardır.

Sevgili Uzay bey, bana bir dokundunuz bin ah işittiniz. Affedin beni lütfen. Konu kültür değerlerimiz olunca kanıma dokunuyor, kendimi tutamıyorum bir türlü. Ama içki kültürümüz açıdan güzel şeylerde yaşıyoruz son günlerde. Özellikle rakı özelleştirildikten sonra rakı yelpazemiz oldukça zenginleşti. Öylesine zenginleşti ki, monosepaj rakımızın bile var artık. Örneğin, Mest Misket ve Mest Sultaniye gibi… Söz konusu rakıları yudumlarken, üretildiği üzümün karakteristik özelliklerini damağınızda hissediyorsunuz. Bu güzel, çok güzel bir gelişmedir.

Ayrıca, Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde ülkemizden beş kitap seçilmiş ve bunlar Yunancaya çevrilecekmiş. Aynı uygulamaya komşu ülkemiz Yunanistan da gidilecekmiş. Seçilen beş kitaptan biri de benim “Eski İstanbul Meyhaneleri” çalışmam. Sevincim benim çalışmamın seçildiği için değil, ülkemizde yazılmış bir içki kültürü kitabının seçildiği içindir. Ülkemizde ilk defa böyle bir uygulamaya gidiliyor. Oysa ki ben yıllardır özellikle “Âdâbıyla Rakı ve Çilingir Sofrası” adlı çalışmamı İngilizceye çevrilip basılması için büyük uğraşılar veriyorum. Belki bir gün demiyorum hiç, bir gün mutlaka diyorum hep.

Sevgili Uzay bey, sizin sorularınızı yanıtlamaya çalışırken, hem dertleştik hem de çektiğimiz zorlukları paylaştık. Bana bu imkânı verdiğiniz için size ne kadar teşekkür etsem azdır. Sağ olun, var olun… Aklınıza takılan bir şey olursa lütfen çekinmeyin, sorun bana. Bilebildiğim doğruları sizlerle paylaşmak bana sadece mutluluk verir, haz verir.

Bir gün mutlaka, Boğaz’ın bir köşesinde sizinle kadeh tokuşturmak üzere hoşça kalın. Sevgilerimle….

BİLGİLERİNDEN DOLAYI http://www.buyukkeyif.com/ A TEŞEKKÜR EDERİZ..